Çalışan kazanır, elması kızarır!!!

Bu söze katılmamak mümkün mü? Elbette değil. Çalışmadan, ter dökmeden hiç bir şeyde başarılı olunmuyor. Hele ki günümüzün yoğun rekabet ortamında. Haybeden gelen başarı da biryerde bir şekilde patlıyor. Günümüzün egemen gücü malumunuz kapitalizm. Temel amacı da emeği mümkün olduğunca sömürmek ve kendi çıkarınca maksimum faydayı sağlamak. İdeolojik ve tarihsel olarak çok derinlemesine bilgi sahibi değilim açıkçası ama bunun böyle olmadığını düşünmek için biraz “iyi niyetli” olmak gerek. Kapitalizmin eski moda kölelik sisteminden güzel ve tehlikeli bir farkı var. Sömürülene “hayaller” satarak, “hayaller” kurdurarak, sanki o sistemin kölesi değilmiş gibi hissetirmesi.

Bu yazımda sistemin bize bu “hayali” güzel bir şekilde pazarladığını 2 güzel örnek ile aktarmaya çalışacağım. Aşağıdaki haberleri farklı zamanlarda farklı haber sitelerinde okudum. Belki sizler de karşılaşmışsınızdır. Şimdi sırası ile bu haberlerde verilmek istenen subliminal(bilinçaltı) mesajlara ve benim yorumuma bakalım.

Continue reading

Advertisements

Otomotiv-Teknoloji iş birliği ve itibara etkisi

2009 yılında Bilgi MBA’de bitirme projem Kurumsal İtibar Yönetimi üzerine idi. Bu projede kurumların itibar ölçüm kriterleri ve sıralandırmalarının nasıl yapıldığını incelemiş, Reputation Institute’un 2008’de dünyadaki en itibarlı 60 şirketinin listesini vermiştim. Liste buyrun burada;

Untitled.png

Bu listenin nasıl hazırlandığı, itibarın nelerden oluştuğu ayrı bir konu. Ancak hepimizin bildiği birşey var ki itibar; marka değerine, şirket hisselerine ve satışlara pozitif etkisi olan önemli bir etken.

Listeyi biraz incelediğinizde fark edeceğiniz üzere listede bir tane otomotiv firması var, o da Toyota(1. sırada). Diğer otomotiv firmaları BMW, Daimler, VW ortada yoklar. Bunun sebebi o zamanlar Toyota’nın, yukarıda saydığım otomotiv firmaları içinde en yenilikçi gözüken, yenilenebilir enerji kaynağı ile çalışan motorlara en çok ve önce yatırım yapan şirket olması.

Bu dönemde henüz otomotiv – teknoloji etkileşimi sürücünün direkt deneyimleyeceği seviyede değildi. Teknoloji henüz motor içinde ve sürücünün direkt dokunacağı ve hissedeceği yerlere girmemişti.

Bu geçen 8 yılda otomobillerde nasıl değişiklikler oldu? Bir hatırlayalım;

  • Otomobiller artık IoT(Internet of Things) kapsamında bağımsız birer makine değil, diğer makinelerle bağlı araçlar haline geldi.
  • Telefonlarla ve uydularla bağlantı kurabiliyorlar ve sürücünün hayatını kolaylaştırıyorlar.
  • Neredeyse tablet büyüklüğünde dokunmatik ekranlara sahipler. Internete bağlanabiliyor, size yol ve trafik durumuna göre uyarıyorlar
  • Kör nokta uyarı sistemi, aktif çarpışma sistemine sahipler.
  • Kendi kendilerine park yeri bulup otomatik park edebiliyorlar.
  • Kendi kendilerine gitme özelliği ve diğer araçlarla iletişim halinde olma özelliği kazanmaya başladılar
  • Elektirikli ve pilli araçları artık yollarda daha çok görür olduk
  • Araç paylaşımı uygulama ve süreçleri hızla hayatımıza girmeye başladı.(yoyo, moovel vs.)
  • Pilot çalışma olarak bile olsa artık araçlar gün sonunda tüm bilgileri firmanın ana merkezine gönderebiliyor. Bu bilgiler ana sistem tarafından değerlendirilerek araçta muhetemel oluşacak sorunlardan, bakıma ne kadar kaldığı gibi bilgileri sizin kullanımıza sunuyor. Siz de tabletinizden aracım yağ seviyesi ne durumda, fren balataları daha ne kadar dayanır, yakında karşılacağım muhetemel sorunlar nelerdir görebiliyorsunuz. Belki ilerde siz birşey yapmadan servis randevusu alarak size bilgi maili atacak.

Görüdüğümüz gibi teknoloji o eski hantal endüstri devriminin ikonu olan otomobillere hızla nüfuz etmeye başladı.

Peki yukarıda hayatımıza giren yenilikleri düşündüğümüzde bunları daha çok hangi markalar yaptı dersem; BMW, Mercedes-Benz öncelikli olmak üzere Alman otomotiv sanayinin daha önde olduğunu söyleyebiliyoruz. Öyle değilse de en azında bunun pazarlaması ve iletişimini iyi yapıyorlar.

Tüm bunlar ışığında Reputation Institue’un 2013-2015 yılı itibar listesine(ilk 10) baktığımızda 2008’e göre oldukça şaşırtıcı bir liste ile karşılaşıyoruz

Capture

Daha önce ilk 60’da bir tane otomotiv firması varken. 2015’de ilk 10’da sadece 2 otomotiv firması var. Toyota ise maalesef 35.sırada. 2008-2015 arası ciddi bir itibar kaybı kendileri için. Bundan da ötesi kullanıcı artık bu firmaları daha heyecan verici, yenilikçi ve kendine yakın buluyor.

Capture2

Büyük otomotiv markalarının yıllar içinde birbirleri olan rekabetine güzel bir örnek de burada.

Capture3

Rapora göre bir çok farklı alanda güzel analizler çıkarmak mümkün. Ancak teknolojiye ve innovasyona yapılan yatırım ile bunun halkla ilişkilerinin doğru yapılmasının itibara direkt etkisini gösteren güzel bir analiz oldu benim için.

..Mış gibi geçen Hayatlar

“Hayatının ilk dönemlerinde sana öğretilen ve hayal ettiklerinle, ilerleyen yaşlarda farkettiğin gerçeklerin uyuşmaması suratına birer tokat gibi çarpmaya başladıkça affalıyor, isyan etmeye başlıyorsun. Ama bu isyanın sadece kendine zarar verdiğini görüyor, kısmen öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi ile hayatı olduğu gibi kabullenme sürecine geçiyorsun.” 

40’ına merdiven dayamış birisi olarak hayatın amacını ve profesyonel yaşamda yaşananları sorgulamaktan, kabullenme aşamasına geçiş sürecindeyim. Bu durumun sadece bana özel değil birçok kişi de olduğunu gözlemliyorum. Alınan akademik eğitimin amacı o bireyin ileride topluma faydalı bir birey olmasını sağlamak, “üretim” sürecine maksimum katkı yapmasını sağlamaksa o zaman kendime şu soruyu sormaktan alıkoyamıyorum; “Neden akademik eğitim sistemi ile profesyonel yaşam arasında bu kadar fark var?  ”

Peki nedir bu fark? Şöyle ki;

Akademik eğitim sistemi süresi boyunca yani ilkokuldan profesyonel hayata atılıncaya kadar süreçte başarı kriterleri çok net ve çoğu zaman kolay anlaşılabilirdir. Görevini iyi yapan ödülünü alır. Dersi iyi dinlersin, düzenli çalışırsın, ödevleri ve projelerini yaparsın. Ne kadar başarılı olduğunu ölçen sınav sistemi de istisnalar dışında çoğunlukla objektiftir. Çalışmayan, dersi savsaklayan ya düşük notla geçer ya da kalır. Buna ek olarak başarılı öğrenciler o sistem içinde itibar görür ve değerlidir.

Buraya kadar olan kısımda katılmadığınız durumlar olabilir, kopya ile geçenler var diyebilirsiniz ancak ben genel geçer durumdan bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz. “Çalışan kazanır, elması kızarır”:)

Ancaak, iş hayatı ya da diğer tabir ile profesyonel hayata gelince işler değişir. Başka başka kavramlar ve süreçler etrafınızı sarıvermiştir. Size verilen görevi hakkıyla yerine getirmek, hatta üstüne koyup daha fazlasını yapmak çoğu zaman işe yaramamaktadır. “Self Marketing” diye tabir ettiğimiz kişisel pazarlama yapmanız hatta buna gerçek işinizden daha fazla zaman ayırmanız gerekmektedir. Bu kavramın temel amacı da aynı kendinizi bir ürün gibi pazarlamak, özelliklerinizi abartmak, hatta olmamasına rağmen “…mış” gibi davranmaktır.

Zamanla “…mış” gibi davrananların, yalan söyleyenlerin, abartanların, sinsi davrananların, ayak oyunları çevirenlerin daha fazla itibar gördüğünü ve daha çok kazandığını fark edersiniz. “Politik olma” birden çok önemli bir özellik haline geliverir. Diğer tabirle gözünüzün içine baka baka yalan söyleyip bundan zerre yüzü kızarmamak önemli bir kriter olur sizin başarılı/başarısız olarak değerlendirilmenizde. Torpilciler, arkasını sağlam bir dayıya dayayanlar çoktaaan önünüzde sıra olmuş kendilerine düşecek payı beklemektedir. Siz de elinizde eskinden çok değerli ama şimdi beş para etmeyen özelliklerinizle kalıverirsiniz.

Aynı akademik hayatta olduğu gibi burada da çok çalışıp, işini hakkıyla yapıp hak ettiğini alanlar mutlaka vardır, ancak daha önce bahsettiğim gibi İstisnalar kaideyi bozmaz.

Bu durumun sadece Türkiye’de olduğunu gelişmiş ülkelerde böyle olmadığını düşünüyorsanız yanlıyorsunuz derim. İnsan’ın olduğu heryerde bu böyledir. Geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle, gelecekte de böyle olacak.

Peki, aslında olması gereken buysa neden baştan itibaren bu şekilde yetiştirilmiyoruz ki? Ne diye dürüstlük, erdem, çok çalışmak safsataları ile kafamız dolduruluyor?

Eğitim sisteminin toplumun istediği bireyler yetiştirmek üzere acilen evrilmesi gerektiğini düşünüyorum. Umarım ileride bu gerçekleşir, hepimiz rahat ederiz.

 

 

 

Müşteri Deneyimi Yönetiminin önemi – Garanti Bankası örneği:(

Pazarlama, dilimizde satış ile aynı anlamda kullanılmasına rağmen aslında farklı süreçleri içerir. Satış, bildiğimiz anlamda malın müşteriye satışı, çapraz satış dediğimiz alınan ürünle birlikte başka hizmet/ürün satma süreci iken, pazarlama, satış sürecinden çok önce başlayan bir süreç olup, satılacak ürün/hizmetin pazarda doğru pozisyonlanması, müşteri ilgisinin oluşturulup yeni müşterilerin yaratılması, diğer yandan mevcut müşlerin elde tutulması için yapılan çalışmaları içerir.

Ecnebilerin CEM(Customer Experience Management) dediği Müşteri Deneyimi Yönetimi ise potansiyel veya mevcut müşterilerinizin hizmet/ürün veya markanız ile temas ettiği her süreçde takip edilerek onun sadakatini artırmaya veya onu kazanmaya yönelik çalışmalar bütünüdür. Bu kadar teorik bilgiden sonra gelelim benim Garanti Bankası ile yaşadığım örneğe…

Continue reading

Mercedes-Benz’in yeni isimlendirme standartı

Bildiğiniz gibi Mercedes-Benz diğer premium markaların da yaptığı gibi model çeşitliliğine ve ortak platform kullanımına önem vermeye başladı. Bu sayede üst sınıf müşterilerin yanına orta seviye ama sayı olarak daha fazla olan müşteri kitlesine hitap etmek istiyor. Buna ek olarak her ne kadar ülkemizde çok fazla motor seçeneği olmasa da Mercedes-Benz, yakıt hücreli, doğal gazlı, hybrid, diesel gibi bir çok motor seçenekleri ile piyasada boy gösteriyor.

Continue reading

HP Yazılım Zirvesi izlenimlerim

19 haziran 2013 Çırağan Sarayında düzenlenen HP yazılım zirvesine katıldım. Katılmamdaki amaç hem sektördeki eski tanıdıklarımı görmek hem yeni kişilerle tanışabilmek hem de HP’nin stratejisi ve ürün gamı hakkında bilgi edinmekti. Bildiğiniz gibi HP dünyadaki en büyük yazılım, donanım şirketlerinden  bir tanesi dolayısı ile onların vizyonunun ne olduğunu öğrenmek benim için önemli idi.

Continue reading

Kitap Tavsiyesi Nöromarketing/Bilinçaltı Pazarlama

MBA yaptığım dönemde pazarlama ve tüketici davranışları konusu ilgilmi çekmiş, seçmeli dersleri de genellikle bu konular üzerine almıştım. Norömarketing ya da diğer adı ile Bilinçaltı pazarlama konusunda ilk o zaman duymuş, bununla ilgili makaleler okumuştum. Hatta 2009’da bununla ilgili bir yazı da yazmıştım. Bu yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

23 nisan tatili dönüşünde feribotta canım sıkılınca orada bulunan kitapları incelerken bu kitaba rastladım. Kitabın ismi “Subliminal İşgal” yani diğer adı ile Bilinçaltı işgal. Kitap çok basit bir şekilde temelden başlayarak algı, güdü, arketip(bilinç altı semboller)’i anlatarak başlıyor. Renklerin neler ifade ettiği, beynin nasıl çalıştığı ile ilgili bilgi verdikten sonra günümüz pazarlama dünyasındaki büyük markaların nasıl bilinçaltımızı ele geçirerek bizi güdülediğini, isteklerimizin nasıl “ihtiyaç” mışçasına algıltıldığını anlatıyor.

Kitap benim hoşuma gitti. Eğer konu sizin de ilginizi çekiyorsa kitap ile bilgilere sitenin sağ altındaki Goodreads içindeki logo’dan ulaşabilir veya D&R’ın link’inden özetine bakabilirsiniz.