İnsanoğlunun geleceği var mı ?

Bugün İnsanoğlu diye tabir ettiğimiz 200.000 yıldır dünyada baskın yaşam formu olan Homo Sapiens’in  dünya üzerindeki hakimiyetinin sonlarına gelindiğini düşünüyorum. Yakın veya orta gelecekte bize benzer, bizden türemiş/türememiş birden fazla yaşam formu olacak. Bu formlar arasında dünyayı yöneten baskın tür ise maalesef bugünkü Homo Saphiens olmayacak.

Öngörülerimi tarihe not düşmek için buraya yazmak istiyorum.

1.Tür(En alt tabaka)
Şu andaki sen, ben, o. Yani kanlı, canlı ama belli bir ömrü olan İnsanoğlu. Diğer türlere evrimleşmek için gerekli kaynağa sahip olamayan herkes. Bugünden 3.dünya ülkelerinde yaşayan büyük çoğunluğu bu tabakaya ait sayabiliriz

2.Tür(Kısmen Evrimleşmiş-Cyborg)
Birşekilde ileri teknolojiye ve kaynağa erişebilmiş, kısıtlı bütçeleri ile vücutlarınının bozulan organ veya uzuvlarını yenileyebilmiş, ölümsüz olmayan ama 1.Tür’e göre çok daha uzun yaşabilen bir kesim. Fiziksel, mental ve biyolojik olarak 1.Tür’den çok daha güçlü ve hayatta kalma şansı çok daha yüksek. Ancak halen enerji için dıştan organik gıdaya bağımlı.

3.Tür(Doğuştan Cyborg)
1.Tür/2.Tür ile 4.Tür’ün çiftleşmesi sonucunda oluşan varlık. 2.Tür’den sosyal sınıf olarak üstte olduğu kadar yaşam ömrü daha uzun, fiziksel ve mental olarak çok daha üstün. 4.Tür’ün ebevenyliğine malik olmuş, alt türlere göre nispeten şanslı bir tür. Enerji için sadece organik gıdaya bağımlı değil. İkinci ve birinci türün yiyemediği nesnelerden de enerji alabildiği gibi, 4.Tür’den enerji beslemesi alabilir. Vücüt işlevi zarar gördüğünde 2.Tür gibi değişimle hayatına devam edebilir.

4.Tür(Evrimleşmiş)
Tüm türlerden farklı olarak insanoğlu ile bir bağlantısı olmadan kendi kendine üreyebilmiş, kusurlarını düzelterek nesiller içinde evrimleşebilmiş bir varlık. Fizik, mental ve biyolojik olarak diğer türlerden çok daha üstün. Düşünce yönetme, telepati, telekinezi ve daha gelişmiş özellikleri bulunmakta. Enerji’de dışa bağımlı değil, kendi enerjisini üretebilir, zarar gören uzuvları kendini yenileyebilir. Yaşam süresi insanoğlu ile kıyaslandığında sonsuz. Dünyayı veya o zamanki yaşam yerini planlayan, yöneten, nufüs sayısına, yerel yöneticilere karar veren üst seviye varlıklar.

5.Tür(Sanal)
4.Tür’ün içinde seçkin bir tabakanın hak edebildiği(veya gasp ettiği) bir seviye. Tamamen enerji seviyesinde bir yaşam. Herhangi bir vücut formu olmayan, zaman veya mekan kavramı olmayan en üst varlık. Enerji ihtiyacı yok, çünkü kendisi bir enerjinin kaynağı. Yaşam süresi sonsuz. Çünkü yok edilemez. 4.Tür’ü yöneten ve planlayan, evreni yarı-kontrol edebilen üst varlık.

Advertisements

Motosiklet ve İş hayatı

motoYıllar boyunca korku ve önyargıyla yaklaştım. 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş motosiklet kullananlara çaktırmadan imrenir oldum. Sonra uzunca bir süre iskele kenarına kadar gelip denize atlayıp atlamama kararını bir türlü veremeyen insan tedirginliği yaşadım. Gönül istiyor ama sosyal çevre ve yanlı çıkan kötü haberler dolayısı ile vazgeçiyordum. Sonunda kararımı verdim…

Continue reading

Pozitif Psikoloji-Akışta Olmak

Hayatımızdaki en iyi anlar rahat, dingin ve alıcı pozisyonunda olduğumuz anlar değil. Pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar söylüyor bunu. En iyi olduğunu düşündüğümüz anlarımız zor ve bu zorluğa değdiğini düşündüğümüz bir şeyi başarmak için beden ve zihin olarak sınırlarımızı zorladığımız anlarımızmış. Böyle anlarda yaratıcılığımız ve üretkenliğimiz doğal olarak ortaya çıkıyor. Hani şu son yıllarda […]

via Akışta olmak… — meltemburada

Çalışan kazanır, elması kızarır!!!

Bu söze katılmamak mümkün mü? Elbette değil. Çalışmadan, ter dökmeden hiç bir şeyde başarılı olunmuyor. Hele ki günümüzün yoğun rekabet ortamında. Haybeden gelen başarı da biryerde bir şekilde patlıyor. Günümüzün egemen gücü malumunuz kapitalizm. Temel amacı da emeği mümkün olduğunca sömürmek ve kendi çıkarınca maksimum faydayı sağlamak. İdeolojik ve tarihsel olarak çok derinlemesine bilgi sahibi değilim açıkçası ama bunun böyle olmadığını düşünmek için biraz “iyi niyetli” olmak gerek. Kapitalizmin eski moda kölelik sisteminden güzel ve tehlikeli bir farkı var. Sömürülene “hayaller” satarak, “hayaller” kurdurarak, sanki o sistemin kölesi değilmiş gibi hissetirmesi.

Bu yazımda sistemin bize bu “hayali” güzel bir şekilde pazarladığını 2 güzel örnek ile aktarmaya çalışacağım. Aşağıdaki haberleri farklı zamanlarda farklı haber sitelerinde okudum. Belki sizler de karşılaşmışsınızdır. Şimdi sırası ile bu haberlerde verilmek istenen subliminal(bilinçaltı) mesajlara ve benim yorumuma bakalım.

Continue reading

Saygı duymak vs Katlanmak

50nmfbİngilizce karşılığı “Respect” olan “Saygı duymak” kelimesini günlük hayatta yanlış anlamda kullanıyoruz çoğu zaman. Onaylamadığımız bir davranış gördüğümüzde “Buna saygı duyarım, kendi kararıdır ama ben böyle yapmam” gibi cümleleri sık sık duyarız. Hatta birbirleri ile boğaz boğaza kavga edip “saygı duyarım” diyenleri de gördüm:)

Gerçekte davranışını onaylamadığınız ya da beğenmediğiniz kişilere altını çizerek söylüyorum saygı duymazsınız, sadece katlanırsınız. Saygı duymak, altında birçok duyguyu içeren karmaşık bir durumdur. Eğer birine sözde değil özde saygı duyuyorsanız;

  • Saygı duyduğunuz alanda mutlaka sizden iyi olduğunu düşündüğünüz bir yanı veya bilgisi vardır.
  • Ona bazı durumlarda öykünürsünüz. Yani onun gibi olmak ister ve takit edersiniz.
  • Öykünme çoğu zaman kıskançlık duygusu ile birlikte gelir. (Pozitif kıskançlık iyi birşeydir sizi motive eder, negatif kıskançlıktan uzak durun. Hem size hem etrafınıza zarar verir)

Saygı duyduğunuz kişi muhakkak belirli bir gücü elinde bulunduruyor ki siz veya başkaları ona saygı duyuyorsunuz. Güç demişken hemen şu ayrımı da yapmak lazım. Burada bahsedilen güç fiziksel güç olmayıp “görünür” ve “görünmez” güç olarak ikiye ayrılır.

Görünür güç, bir unvana veya organizasyondaki seviyeye bağlı güçtür. Başbakan iseniz kişiliğinizden bağımsız makamsal bir gücünüz vardır. Ya da bir subay iseniz rütbeniz oranında görünür bir güce sahipsiniz demektir.

Görünmez güç ise makam ve mevkiden farklı kişiliğiniz, davranışınız ve yaptığınız işe göre toplumda elde ettiğiniz güçtür. Mevlana, Mahatma Gandhi, Che Guevera, M.Kemal Atatürk gibi isimler saygıyı, sahip oldukları görünür güçten değil, tam tersi “görünmez” güçlerinden almışlar.

Saygı duyulan kişinin çoğu zaman gücü “görünmez” güçtür.  Çok az kişi hem “görünür” hem de “görünmez” gücü elinde tutarak etrafındakilerın saygısını kazanmıştır. Buna gururla örnek verebileceğim kişi Atatürk’dür. Düşmanı Yunan Komutanı Trikupis’in bile saygısını kazanmıştır.

Saygı duyma abartılırsa tüm hatalarının görmezden gelindiği “İlahlaştırma” olayına gireriz ki, bunun örneklerini günümüzde ve geçmişte sıklıkla görüyoruz.

Yukarıda saydıklarım haricindeki durumlarda karşıdaki kişiye saygı duymaz, sadece şartlardan dolayı katlanırsınız. Nedir bu şartlar;

  • Organizasyonda sizden daha üstte ve güçlü durumdadır. Sesinizi çıkaramazsınız.
  • Hukuki şartlar gereği yaptıklarına göz yummak zorundasınızdır. Hapise girer veya ceza alırsınız.
  • Mahalle baskısı veya ahlaki kavramlardan dolayı birşey yapamazsınız.

Bu anlattıklarım çerçevesinde şimdi düşünün;

İş yaşamınızda, özel hayatınızda kime “Saygı duyuyor”, kime “Katlanıyorsunuz”?

 

Sağlıcakla kalın…

 

Yakınsamaya örnek: Selfie Drone

Yakınsama (Convergence) aslında bir matematik terimi. Sözlük tanımı olarak “aradaki açıklık sonsuz küçülerek ama kesişmeksizin bir noktaya, bir sınıra doğru yaklaşma” anlamına geliyor. Ancak teknolojinin her alanda ilerlemesi farklı alanlardaki iş kollarının veya süreçlerin birbirleri ile etkileşiminin artmasını belirtmek için de bu terim kullanılmaya başlandı.

Örneğin Telefon ve bilgisayarın tek bir cihazda birleşmesi, Televizyon ve modemin birlikte çalışması, saat ve telefonun birlikte çalışması vb. Bu kavramdaki ana unsurun birden fazla teknolojinin birbirleri ile çalışabilecek seviyeye gelmesi ile birlikte ortaya farklı ürünlerin ortaya çıkmasını sağlaması diyebiliriz.

Continue reading

İş yaşamında Motivasyon üzerine…

Motivasyon üzerine 2 sene önce yazdığım yazı. Tekrar etmekte fayda var.

Bir Profesyonelin Evrimi

Hiç motivasyonunuzu kaybettiğiniz veya kendinizi çok motive hissettiğiniz durumlar oldu mu? Peki bunun nedenleri üzerine kafa yordunuz mu?

Eminim hemen hemen herkesin bu iki soruya cevabı müsbet olacaktır. Çoğu zaman bazı işlere dört elle sarılır, bazı zamanlar çalıştığımız işyerini ve yaptığımız işi çok severiz. Bunun tersi durumları da sıklıkla yaşarız. Motivasyonumuzun yüksek olduğu durumlarda içsel sorgulamayı pek aklımızdan geçirmeyiz ama işler bizim için yolunda gitmediğinde şapkamızı önümüze koyup düşünmüşüzdür. Motivasyon kaybımızın sebeplerine doğru veya yanlış bir çok neden bulabiliriz. Ancak bu yazımda size bunun bilimsel çalışmaları ve formülasyonu hakkında bilgi vereceğim.

View original post 293 more words