MS Vista, Movaje ve Marka Algısı

Kabul etsek de etmesek her markanın iyi veya kötü bir algısı oluyor. Fakat esas önemli iş bu algının nasıl yönetildiğinde. Bilindiği gibi Microsoft Vista işletim sistemi ile ilgili algıda bir problem yaşıyor. Çoğu kurumsal şirket XP’den Vista’ya geçmemek de direniyor ve bir sonraki versiyonu bekliyor.

Bu algı olayını ispat etmek için Microsoft Movaje adını verdiği bir deney yaptı. Microsoft bu deneyde çok fazla Vista deneyimi olmayan ama bir şekilde Vista’ya karşı önyargılı olan bir test grubu seçti. Bu kişilere Microsoft’un yeni işletim sistemi olan Movaje’yi kullanmaları ve görüşlerini paylaşmaları istendi.

Deney sonunda kullanıcıların büyük çoğunluğu bu yeni işletim sistemini beğendiklerini söylediler. Fakat ortada şöyle bir gerçek vardı. Kullandıkları işletim sistemi Vista’nın ta kendisi idi.

Bu deney ile ilgili video ve bilgilere buradan erişebilirsiniz.

Kaynak: BusinessWeek Türkiye, Ağustos 2008, S.64-65

Advertisements

Bilinçaltı pazarlama/Nöromarketing

Günümüzde globalleşme ve bunun sonucu olarak artan rekabet ortamında pazarlama, şirketlerde daha ön planda olmaya başladı ve sanırım bundan sonra da önemini daha da artıracak gibi gözüküyor.

Bu zamana kadar üretilen pazarlama teorileri ve pazarlamcıların uyguladığı genelde bilincimize seslenen pazarlama taktikleriydi. Fakat pazarlama alanında akdemik çalışmalar yapıldıkça ilginç sonuçlar da ortaya çıkıyor. Örneğin nöromarketing alanında çalışma yapan Martin Lindstrom‘a göre bilinçaltı düzeyde gerçekleşen marka tercih oranı %85’ler düzeyinde.

Ne kadar yüksek bir oran değil mi? Siz ne kadar ürünüzü iyi konumlandırıp doğru hedef kitlesine pazarlamaya çalışsanız ve ürününüze ne kadar güvenseniz de insanların büyük çoğunluğu bilinçaltına göre ürünleri tercih ediyor. Martin Lindstrom global firmaların sponsor olduğu, 5 ülkeden 2081 gönüllünün katıldığı ilginç bir çalışma yapmış. Bu çalışmada beynin elektriksel hareketlenmelerini kaydeden SST yöntemleri ile MR’ın bir türü olan fMRI kullanılmış.

Gelelim araştırmanın ilginç sonuçlarına; Örneğin sigara tiryakilerine anti-sigara reklamları izletilmiş, yorumları sorulduklarında reklamlardan etkilendiklerini ve sigaranın kötü olduğunu söylemişler, fakat izledikleri sırada beynin haz alma bölgeleri hareketleniyormuş. Kör testlerde ise denekler Pepsi’yi tercih ederken, gözü açık olduğunda Coca-Cola’yı tercih etmişler.

Özet olarak bunun etik olup olmadığı bir yana, ister istemez firmalar bu pazarlama tipine kayacaklar gibi gözüküyor. Hatta bilinçaltımıza yönelik bazı koku, ses ve marka ilişkilendirmesine yönelik ataklar günümüzde var. Nokia’nın zil sesi, Microsoft’un açılış/kapanış tonu, Jhonson&Jhonson’un pudra kokusu vs…

Kaynak: Businessweek, Mart 2009, S.58-60

Markalaşma mı yoksa fasonculuk mu?

Burada tartışmaya çok müsait gördüğüm bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Prof.Dr.Arman Kırım ile yapılan bu ropörtajda hocamız markalaşma ile kalkınmanın Türkiye için bir model olamayacağını, bunun için para ve zamanının olmadığını fakat Avrupa’nın fasonculuğunu yaparak kalkınabileceğimizi söylüyor. Hindistan ve Çin’i örnek göstererek onların Avrupa’ya uzak olduğunu, bizim ise hem kültür hem de fiziki açıdan daha yakın olduğumuz için fasonculukda daha avantajlı olduğumuzu söylüyor.

Ben bu yazıya katılmadığımı söylemek istiyorum. Zaten uzunca bir süredir fasonculuktan başka bir iş yapmayan ülkemizin başka bir çıkış yolunun olduğunu düşünüyorum. Daha düne kadar ülkemiz tekstil fasoncular cenneti iken şimdi Çin oldu. Orası da sömürülüp biraz palazlandırıltıktan sonra belki de Afrika’ya kayacak. Demek istediğim başkalarının ayak işlerini yapmak ancak bir süre bizi geçindirir. Er ya da geç ne kadar pahalıya mal olursa olsun katma değerli bir ürün üretmek ve marka olmak zorundayız.

Güney Kore’de devlet desteği ile koca bir otomobil ve elektronik sektörü oluşturuldu ve markalaşmayı başardılar. Biz ağır sanayi trenini kaçırdık ama istasyonda bekleyen yazılım ve elektronik treni hala bekliyor.

Ben binelim diyorum, ya siz?

Arman Kırım ile yapılan ropörtaja buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Marketing Türkiye, Ekim 2008, s.76-78